ÇOCUĞA SINIR KOYMAYI ÖĞRETİRKEN HANGİ DİLİ KULLANIYORUZ?

Bir çocuk arkadaşının oyuncağını
elinden aldığında “Sana ne, istediğini yap” demek onu özgürleştirir mi? Biri
ona vurduğunda “Sen de vur” demek kendisini korumayı öğretir mi?
Bu sözler çoğu zaman iyi niyetle
söylenir. Çocuğumuzun ezilmesini, hakkını savunamamasını istemeyiz. Ama
çocukların ihtiyacı olan şey, başkalarını yok saymak ya da karşılık vermek
zorunda hissetmek değildir. İhtiyaçları; kendi sınırlarını tanırken
karşısındakinin sınırlarını da görebilmektir.
Özgürlük,
başkalarının sınırlarını da tanımaktır…
“Bana ne” ve “sana ne” bazen
çocuğun kendi isteğini ifade etmesinin bir yolu gibi görünebilir. Oysa sürekli
bu dille karşılaşan bir çocuk, kendi davranışının başkaları üzerindeki etkisini
fark etmekte zorlanabilir.
Çocuğun bir şeye “Hayır” deme hakkı
vardır. Sarılmak istemeyebilir, oyununu paylaşmaya hazır olmayabilir, bir
etkinliğe katılmak istemediğini söyleyebilir. Ona öğretmek istediğimiz, bunu
saygılı ve açık bir dille ifade edebilmesidir:
“Şu an sarılmak istemiyorum.”
“Bu oyuncakla biraz daha oynayacağım.”
“Böyle konuşulmasını istemiyorum.”
Böylece çocuk, kendinden
vazgeçmeden ilişki kurabileceğini öğrenir.
Kendini
korumak, karşılık olarak vurmak değildir…
“Vurana sen de vur” sözü çocuğu
güçlü kılmayı amaçlar. Fakat fiziksel karşılık vermek, çatışmayı büyütebilir ve
çocuğa zorlandığı anlarda tek seçeneğinin vurmak olduğu mesajını verebilir.
Kendini korumayı öğretirken çocuğa
kullanabileceği başka yollar gösterebiliriz: Uzaklaşmak, net bir sesle “Dur,
bana vurma” demek ve güvenilir bir yetişkinden yardım istemek. Tekrarlayan ya
da çocuğun güvende olmadığı durumlarda çözümü ona bırakmayız; yetişkinler
devreye girer, güvenliği sağlar ve yaşananları ele alır.
Yardım istemek güçsüzlük değildir.
Çocuk, bir sorunla karşılaştığında yanında duracak yetişkinler olduğunu
bilmelidir.
Naiflik,
sınırlarından vazgeçmek değildir…
Çocuklarımızın nazik, hoşgörülü ve
saygılı olmasını isteriz. Bu özellikler, her davranışa katlanmaları gerektiği
anlamına gelmez. Bir çocuk hem “Bunu istemiyorum” diyebilir hem de
karşısındakini incitmeden konuşabilir. Hem arkadaşının duygusunu önemseyebilir
hem de kendi duygusunu ciddiye alabilir.
Bunu en çok gündelik hayatta
öğrenir. Bir anlaşmazlık yaşandığında yetişkinin “İkiniz de ne istiyorsunuz?”,
“Bunu nasıl söyleyebiliriz?”, “Şimdi güvende hissetmen için neye ihtiyacın
var?” diye sorması, çocuğa kullanabileceği bir dil verir. Yetişkinlerin kendi
aralarında nasıl sınır koyduğu da en az söyledikleri kadar öğreticidir.
Amacımız her durumda uyum sağlayan,
sessiz kalan bir çocuk yetiştirmek değil. Kendisini ifade edebilen,
gerektiğinde “Hayır” diyebilen, yardım isteyebilen ve başkalarının sınırlarına
da saygı gösterebilen bir çocuk yetiştirmek.
Çocuğun gerçek gücü, vurabilmesinde
ya da “Bana ne” diyebilmesinde değil; kendini korurken ilişki kurmayı
da öğrenmesindedir.
Yorumlar
Yorum Gönder