EĞLENMEYE GELDİK, PEKİ NEDEN BU KADAR YORULDUK?

 


Eğlenmeye Geldik, Peki Neden Bu Kadar Yorulduk?

Çocuğunuzla güzel vakit geçirmek için bir plan yaptınız. Bir doğum günü kutlamasına, oyun alanına ya da ailece keyif alacağınız bir yere gittiniz. Ancak bir süre sonra kendinizi aynı cümleleri tekrar ederken buldunuz: “Yapma.” “Dur.” “Sıranı bekle.” “Biraz beni dinler misin?” Birlikte eğlenmeyi beklediğiniz zaman, sürekli uyarıda bulunduğunuz ve giderek yorulduğunuz bir deneyime dönüştü.

Bu tablo size tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz. Pek çok anne baba, çocuğuyla keyifli vakit geçirmek isterken kendisini benzer bir döngünün içinde bulabiliyor. Özellikle çocuklarının başka ortamlarda kurallara uyabildiğini gördüklerinde, “Benim yanımda neden böyle davranıyor?” sorusunu sorabiliyorlar.

Çocukların davranışları; bulundukları ortama, heyecanlarına, yorgunluklarına ve yanlarındaki yetişkinlerle kurdukları ilişkiye göre değişebilir. Eğlenceli bir yerde beklemek, isteklerini ertelemek ve söylenenleri takip etmek her zamankinden zor olabilir. Böyle anlarda ihtiyaç duydukları rehberliğin temeli ise günlük yaşamın içinde atılır.

Birlikte eğlenmeyi, günlük yaşamın içinde öğreniriz.

Sıra beklemek, bir şeyi kullanmadan önce izin istemek, başkasının alanını gözetmek ve zamanı geldiğinde yaptığı işi bırakabilmek… Bunların her biri, çocuğun farklı ortamlara katılımını kolaylaştıran becerilerdir. Ancak yalnızca ihtiyaç duyduğumuz anda hatırlatıldıklarında hemen yerleşmelerini bekleyemeyiz.

Evde oyun oynarken sırayla hamle yapmak, bir eşyayı almadan önce sormak, oyun bittikten sonra birlikte toplamak ve evden çıkarken hazırlık sırasını takip etmek bu beceriler için küçük fırsatlar sunar. Çocuk, tekrar eden deneyimler sayesinde ortak yaşamın nasıl işlediğini öğrenir. Biz de dışarı çıktığımızda tamamen yeni bir davranış istemek yerine, daha önce birlikte çalıştığımız bir beceriyi hatırlatabiliriz.

Rutinler, çocuğun ne olacağını bilmesine yardımcı olur.

Çocuklar için heyecan verici bir etkinliğe başlamak kadar, onu bitirmek de önemli bir geçiştir. Oyunun ortasında ansızın “Hadi, gidiyoruz” demek ayrılmayı zorlaştırabilir. Ayrılma zamanının yaklaştığını önceden haber vermek ve sonrasında bu akışı sürdürmek, çocuğun hazırlanmasına yardımcı olur.

Benzer şekilde, dışarı çıkmadan önce nereye gideceğimizi, orada neler yapacağımızı ve hangi kurallara dikkat edeceğimizi kısaca konuşabiliriz: “Oyun alanında sıranı bekleyeceğiz. Birinin oyuncağını kullanmak istediğinde önce soracağız. Ayrılmadan önce son oyununu seçmen için sana haber vereceğim.”

Burada amaç uzun bir kural listesi sıralamak değildir. Çocuğun yaşına uygun, hatırlayabileceği birkaç somut beklenti yeterlidir. Açlık, uykusuzluk ve uzun süre kalabalıkta bulunmak gibi etkenleri gözetmek de bu beklentileri takip etmesini kolaylaştırır.

Nasıl söylediğimiz, ne söylediğimiz kadar önemlidir.

“Düzgün davran” ya da “Beni üzme” gibi ifadeler, çocuğa tam olarak ne yapması gerektiğini anlatmayabilir. “Kaydırağa çıkmak için sıranın gelmesini bekle” veya “Arkadaşının yanından geçerken yavaşla” demek ise beklenen davranışı daha anlaşılır hâle getirir.

Çocuğumuz zorlandığında uzaktan tekrar tekrar seslenmek yerine yanına gitmek, kısa ve sakin bir cümleyle yönlendirmek daha işlevsel olabilir. Bazen sırayı birlikte beklemek, bazen oyuna nasıl katılacağını göstermek gerekir. Öğretmek, açıklamanın yanında örnek olmayı ve ihtiyaç duyduğunda destek sunmayı da içerir.

Üstelik yalnızca zorlandığı anları fark etmek zorunda değiliz. “Sıranı bekledin, şimdi kaydırak senin” ya da “Oyuncağı almadan önce sordun” gibi kısa ifadeler, çocuğun hangi davranışının işe yaradığını görmesine yardımcı olur. Böylece iletişimimiz sürekli uyarılardan oluşmaz.

Her itiraz, planı değiştirmemizi gerektirmez.

Bütün bunlara rağmen çocuğumuz biraz daha oynamak isteyebilir, beklerken sıkılabilir veya ayrılma zamanı geldiğinde ağlayabilir. Bu tepkiler, birlikte geçirdiğimiz zamanın başarısız olduğu anlamına gelmez. Çocuklar öğrendikleri becerileri her koşulda aynı kolaylıkla kullanamayabilir.

Böyle anlarda duygusunu anlayıp kararımızı sürdürebiliriz: “Biraz daha kalmak istediğini biliyorum. Ayrılmak zor geliyor. Şimdi eve dönme zamanı.” Çocuğun hayal kırıklığına eşlik ederken her itirazda planı yeniden değiştirmemek, beklentilerimizin anlaşılır olmasını sağlar.

Sınırlar da burada, günlük rutinlerimizin ve yaklaşımımızın bir parçası olarak yerini bulur. Önceden konuştuğumuz kuralların, sakin olduğumuzda da yorulduğumuzda da geçerli olması çocuğa yol gösterir.

Keyifli zamanlar, küçük alışkanlıklarla kolaylaşır.

Pek çok ailenin yaşadığı bu güçlüklerin tek bir konuşmayla çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Birlikte yaşamayı kolaylaştıran davranışlar; evde, oyunda, sofrada ve günlük geçişlerde tekrar tekrar öğrenilir. Hedefimiz, çocuğumuzun hiç itiraz etmemesi değil; heyecanının ve isteklerinin içinde başkalarını da gözetebilmeyi zamanla öğrenmesidir.

Günlük yaşamda kazandırdığımız her küçük alışkanlık, dışarıda geçirdiğimiz zamana da eşlik eder. Çocuğumuz ne yapacağını daha iyi bildikçe, biz de sürekli hatırlatmak ve müdahale etmek zorunda kalmadan onun oyununa, merakına ve sevincine daha fazla katılabiliriz. Birlikte eğlenmeye ayırdığımız zaman, böylece gerçekten birbirimizin tadını çıkarabildiğimiz anlara dönüşebilir.

Geriye Birlikte Güldüğümüz Anlar Kalsın

Elbette her plan kusursuz ilerlemeyecek. Bazen beklemek zor gelecek, bazen ayrılmak… Pek çok aile gibi biz de hatırlatarak, destek olarak ve yeniden deneyerek yol alacağız. Bu süreçte çocuğumuz ne bekleyeceğini bildikçe, biz de onun heyecanına ve sevincine daha çok katılabileceğiz.

Zamanla, birlikte geçirdiğimiz anlarda uyarılara ayırdığımız yer azalırken oyuna, sohbete ve kahkahaya daha çok yer açabiliriz. Dileğimiz, eve dönerken yalnızca yorgunluğumuzu değil, “İyi ki birlikteydik” duygusunu da yanımızda taşımak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

21.YÜZ YIL ÇOCUKLARI VE AİLELERİNE ÖNERİLER

OKULLAR AÇILDI, SAĞLIĞIMIZI KORUYALIM!

ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİN GİZLİ GÜCÜ: ANNENİN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLIĞI